
Bayram nedir?
Genelde çocuklara sorulası bir soru, o küçücük bedenlere, yüreklere, beyinlere sorulası. Yoksa biz az çok biliyoruz ne olduğunu, ama onların gözünde bizlerin büyüttüğü kadar büyük, abarttığı kadar önemli bu iki üç günlük ritüel.
Ne kadar özen gösterirdi bizim büyüklerimiz, dişlerinden tırnaklarından arttırdıkları paralarla sosyal statülerine uygun giydirilmiş evlatlarıyla gururlanırlardı akraba ziyaretlerinde. Genelde ne istediğimize de değer verirdiler,"Oğlum ne istersin bayram da" diye sorarlardı, en azından aklımız ermeye başladığın dan sonra ne istiyorsun yavrum diye danışırlardı. Bizde olabilecek isteklerlerimizle çıkardık el içine bayram günlerinde.
Benim için bayram deyince hep oğlumun yaşında gittiğim anneannemlerin Kırklareli’ndeki evi gelir aklıma, pek hatırları sayılır olmaları tek katlı, bahçeli evlerinin bayram günlerinde ana baba günü olmasıyla belli ederdi kendisini. İçeri girmek için sanki cami girişi gibi birikmiş ayakkabıları aşmak gerekirdi. Günler öncesinden başlanırdı hazırlıklara, seksenli yaşlarına yaklaşmış olmasına rağmen, son günlerine kadar her işini kendi yapardı rahmetli. Odanın ortasına el dokuması yılların eskitemediği sofra örtüsü serilir, alındığı tarih çoktan unutulmuş esmerleşmiş ama son derece temiz yuvarlak yer sofrası yerleştirilirdi. Bu işlemin sonu ya birkaç tepsi ev baklavası yada onların verdiği ismiyle oturtma tatlısıyla neticelenirdi.
Kışsa kendi kuzine sobaları tatlıların altını üstünü bir güzel kızartırdı, yok bayram yazsa mahalle aralarında bu günleri iple çeken fırınlar tüm maharetlerini gösterirdi tepsilere. Bizde ciğerci kedileri gibi bekleşirdik yakınlarında.
Bayram sabahı gözümüzü açtığımızda dedem ve babam zaten camiden gelmiş olurlardı. Ramazan bayramıysa kurban bayramına göre kolay olurdu, sabahın köründe kapı, kapı gezen komşu çocukları ilk siftahı yaparlardı. Neşe, eğlence, sohbetler erkenden başlardı. Hemen hızlı tarafından otuz ramazan sonrası ilk kahvaltı yapılır, son hazırlıklarda bitince herkes cicilerini giyer sabah saat dokuz, on gibi hazır ol vaziyette içtima başlardı. Ne kadar da erken demeyin orda adet o zamanlar böyleydi. En aşağı otuz kırk ziyaretçi gelmezse ilk gün, o bayramda unutulduklarından dem vurur, pek içlenirdi rahmetliler. ” Nerde eski bayramlar artık, ne arayan var ne soran diye söylenirdiler.’’
Bayramın ikinci günü asıl benim için önemli olurdu, ilk gün ağırlamayla geçince ikinci gün biz ziyaretlere başlardık, bir elim annemin bir elim babamın ellerini sıkı sıkı tutardı. Gittiğimiz evlerde bahşiş almasak bile sevgiyle yapılan ikramlar ve birlikte olmanın hazzı yeterdi bana.
Aile olmanın huzurundan daha büyük zenginlik olmadığını hep beraber yaşardık.
Neden yazdım bu anıları bilmem, aslında buraya oturduğum da ne yazacağımı hiç bilemedim bir süre, iyi bir şeyler yazıyım, umut dolu olsun istemiştim ama içimdeki fırtınalar umutlarımı da başka şeyler gibi savurdu attı.
Geçmişte büyüklerimizin bize sorduğu gibi oğlumun annesi de msn aracılığıyla sordu ta uzaklardan.
- Ne istersin oğlum, ne alayım sana?
- 1. Anne,
- 2. bilgisayar,
- 3. oyun,
- 4. televizyon istiyorum.
Son üçüne zaten sahip benim oğlum. Aslında istediği sadece bir aile, sıcak bir yuva, ne tepsi, tepsi tatlılar, ne kapı, kapı akraba ziyaretleri, ne yeni bayramlık ciciler. Tek istediğini veremedik biz onun.
Artık bayram kutlamak istemiyorum, bu gün sadece veremediklerimizin acısını duyacağım yada duyacağız.
Çünkü nerde ve kimle olursa olsun
bir eli hep boş kalacak...
|